top of page
  • Yazarın fotoğrafıTunca TUTKUN

SOSYAL MEDYA VE ÜNLÜ-HAYRAN MÜESSESESİ

Sosyal medyayla birlikte ünlü-hayran bariyerinin kalkması avantaj mı dezavantaj mı?


Küçüklüğümden beri ünlülere ve ünlüler dünyasına hep büyük bir ilgim vardı. Dergiler okur, albümler biriktirir, televizyon programlarını videoya çeker ve çıkacak şarkıcının hangi şarkıyı söylediği kadar neler giyineceğini, neler söyleyeceğini heyecanla takip ederdim. Sivas’ın dağlarında yaşayan deli bir müziksever olarak tahmine dersiniz ki imkânlarım kısıtlıydı,


Sivas’ta bir kasetçi amcamız vardı, her hafta ona gider on kaset alır bir hafta dinler ezberler, ertesi hafta geri götürür yeni on kaset alırdım. Müzik dergileri ve televizyon programları kafamda hayaller kurdururdu bana. “Acaba ben de bir gün bu televizyonda gördüğüm ve çok sevdiğim sanatçılara ulaşabilir miyim?” diye.


Sene 1990...


İşte o zamanlarda benim gibi olanların yardımına 900’lü hatlar yetişmişti, sanatçılarla iletişim kurma amacındaki bu hatlar esasen bir dönem PTT’nin ailelerin yuvasına incir ağacı dikmek için uygulamaya koyduğunu düşündüğüm uygulamaydı. Bunlar sanatçıların ses kaydı ile doldurulmuş para tuzakları olup, benim gibi safsalak ünlü delilerinin babalarının cebine tutulan ateşti.


Dönemin tüm sanatçılarına atanmış bir 900’lü numarayı aramak suretiyle o sanatçının banda kaydedilmiş 2-3 dakikalık konuşma sesini dinlerdik ve misal Aşkın Nur Yengi’nin o gün pazardan bir kilo patates almasına filan sevinirdik. Aslında biz buna sevinirken bir yandan telefon faturalarını kabartan bir kandırmasyon uygulamasıydı.


Aşkın Nur Yengi’den Ajda Pekkan’a, Tarkan’dan, Zeki Alasya-Metin Akpınar’a kadar her sanatçının bir 900’lü hattı vardı. Sonraları yasak geldiydi galiba, sonra işlevi porno hatlarına dönünce de toptan bıraktık. Bazılarımız hemen her çıkan sanatçıyı arar ve fatura zamanı bolca dayak yerdi (Ehem!)


Hatırladığım, sadece kendim aramakla kalmazdım bu hatları, kendi halinde namazında niyazında olan babaannemi de hain emellerime alet eder, “Babaannee, gel seni Zerrin Özer’le tanıştırayım” diyerek suçuma bir de ortak bulurdum. Ehh ünlü delisi olmak bunu gerektirirdi çünkü.


O dönemler ünlüler dünyasına o kadar meftundum ki, sorsanız dün ne yediğimi unutan ben, Aşkın Nur Yengi’nin ilk çıktığı programdaki kıyafeti ve ilk hangi şarkıyı söylediğini, Yıldız Tilbe’nin, Tuğba Özerk’in ilk şarkı söylediği sahneleri, Nükhet Duru'lu Yedigün reklamını, Ajda’nın grafitili “Her Yaşın Bir Güzelliği Var” klibini filan dün gibi hatırlıyorum.


O dönem sanatçılara bir de müzik dergilerinin sanatçı-hayran buluşmaları ya da dergilerde verilen adreslerden mektuplar yazılarak kör topal iletişim sağlanmaya çalışılıyordu.


Bütün bu girizgâhı neden yaptım? Ünlülere erişimin bir hayalden hayatımızın gerçekliğine dönüşümü sürecinde nerelerden geçmişiz, o zamanki şartlarla şimdiki şartlar nasıl? Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle ünlülerle aramızda kurulan köprülerin getirdikleri ve götürdüklerinden bahsetmek istedim bu yazıda. Acaba sosyal medya hayran-ünlü ilişkisinde nasıl değişikliklere yol açtı? Daha mı iyi oldu yoksa daha mı kötü ve insanın içindeki kötülük sosyal medyada ünlülere karşı nasıl bu kadar ayyuka çıktı?


Efendim biliyorsunuz “Sosyal medya yokken ne yapıyormuşuz biz?” denilen zamanlardayız. Sıradan hayatlarımızın birilerinin umurunda olduğuna dair inancımızla her anımızı sosyal medyada yaşayan asosyal insanlara dönüştük ama konu bu değil… şimdilik…


Sosyal medya öncesinde sanatçıların bir büyüsü vardı ve ekrana çıkacaklarında ne söyleyeceklerinden ne giyeceklerine kadar hiçbir şeyden haberimiz olmadığı için heyecanla bekler, ertesi gün arkadaşlarla eşimizle dostumuz kritiğini yapardık. Yeni bir şarkı çıkartılacağı zaman neyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz için çıkacak şarkıyı beklemek eurovizyon beklemek gibi bir şeydi. Bu durum sanatçı açısından da muammaydı, yeni şarkısı ya da imajı beğenilecek mi diye onlarda meraklanır gene de manşetlerde "bomba gibi geldiği” iddiasında bulunmadan edemezdi. Herkes bomba gibi gelirdi.


Hele şimdilerde en çok hasretle aradığım yılbaşı eğlence programları, sanatçının yeni albümü için er meydanıydı, canlı olarak şarkılarını dinleyiciye sunar ve akabinde reaksiyonları beklemek onlar için de heyecan olurdu.


Bu konuda Ajda Pekkan, Nükhet Duru, Sezen Aksu gibi trendsetter isimler yarışa hep bir sıfır önde başlardı. Onlar ne yapacak diye değil bu defa nasıl görünecekler diye beklerken, sanatçılar 2000'li yıllara gelindiğinde ünlülere ulaşım meselesinin ne kadar büyük bir gelir kapısı olabileceğini fark ederken, ünlü-hayran paradigmaları da değişmeye başlamıştı. Artık ünlüler insanların bir tıkla parmakların ucuna gelmişti. Ülkede internet de gelişmiş ve sanatçılar da bu akıma elbette kayıtsız kalmamıştı.


Yonja.com isimli ilk sosyal medya sitesi açılması bu anlamda ünlü-hayran buluşmasına ilk kapıyı açmıştı. Facebook daha vitamin bile değilken ülkemizde bilhassa “Helin Avşar da Yonja.com'da" gibi reklamlarla, ünlü-hayran iletişim yolunu açan kapılar kurulmaya başlanmıştı bile.


Bu ilkel buluşmalar ünlülerle etkileşimin ilk örnekleri denilebilir. Sanatçılar açısından da pek hoş karşılandı bu yeni dönem. Ünlü-hayran bariyeri yavaş yavaş yıkılarak ünlülerin hayranlarıyla aralarındaki mesafenin kapanmaya başladığı zamanlar başlıyordu. Sonrasında iki yüz isimli bir site daha kuruldu, bu da daha çok ünlüler arası sosyal mesajlaşma ağıydı ve sıradan hayranlar kısıtlı özellikle üye olabiliyordu.


90'lı yıllar bırakın sosyal medyayı, internetin bile doğru dürüst hayatımızdaki olmadığı yıllarken, sanatçılara ulaşmak gökteki yıldızlara ulaşmak gibiydi, yani hemen hemen imkânsız… Oysa 2000'li yıllar artık ulaşılmaz sandığımız yıldızları parmaklarımızın ucuna getirmişti.


Ve günümüz… Artık ünlüler ve hayranlar arasında bırakın duvarı, tül perde bile kalmadı. Artık sanatçıların bu yeni akımla bırakın her yaptıklarını yeni işlerini merak etmeyi, artık nerdeyse sanatçılar çıkaracağı şarkılardan imajlarına kadar hayranlarıyla birlikte tasarlar hale geldi. Hayranların ağırlığı arttı ünlülerin büyüsü diye bir şey kalmazken, artık hayranlar ünlülerin kariyer yönetiminde bile adeta söz sahibi oldu. Bu durum sanatçılar için hem avantajlı hem dezavantajlı aslında.


Avantajlı yanı artık sanatçılar hayranlarının onlardan beklediklerini bildikleri için, onların tabiriyle halkın nabzını daha iyi tutup başarı garantili işler yapıyorlar ya da kariyerlerine buna göre yön vermeyi seçebiliyorlar.


Dezavantajlı yanı, artık sanatçının özgürlüğü diye bir şey kalmadı, çünkü öyle hızlı bir tüketim çağındayız ki, ünlüler de bu bollukta kaybolmamak için sürekli bir şeyler çıkarma baskısı altındalar ve hayranların sesine kulak vermek onlar için de kolay bir yol olmanın ötesinde bir zorunluluk halini almış durumda. Hayranları, sevdikleri sanatçıyı çok iyi takip edip belki de onlardan daha objektif bakabildikleri için kariyerlerini ayrıca artık sosyal medyanın gücüyle, yardım işlerini çok daha geniş kitlelere duyurabiliyorlar, konserlerini işlerini yeni şarkılarını zahmetsizce dünyanın dört bir yanına rahatça sunabiliyorlar.


Madalyonun bir de öteki yüzü var. Ünlüler dünyasında gücü ele geçiren “hayranlar”, bir süre sonra güçlerini fark edince, ortalık sürekli ünlülere akıl vermeyi, had bildirmeyi, istediklerini yaptırmayı, yapmayınca hakaret etmeyi ve çemkirmeyi kendinde hak gören trollerle doldu.


“Seni oralara biz getirdik”çi tayfadan bahsediyorum. Öyle ki, karşısında olsa hayranlıktan dilinin tutulacağı şarkıcıyı nasılsa görmüyor diye en galiz küfürlerle aşağılamak hayranlığın şanından oldu gibi saçma bir duruma evirildi bu hayran terbiyesizliği. Eleştiriyle hakaretin ayırdını bilmeyen kitle karşısındaki insanın kalbi kırılır mı, canı sıkılır mı diye düşünmeden ne kadar nefret varsa boca etmeye başladı sosyal medyadan, ünlü nefreti diye yeni bir tabir doğdu hatta.


Kendi yaşamında mutsuz ve sevgisiz olan herkes, başkalarının da mutsuz ve sevgisiz olması için yaşıyor sosyal medyada adeta ve ünlüler bu konuda en kolay hedef. Nasılsa yüzüne söylemiyor diye yağdırıyor da yağdırıyor. Hatta bir adım öteye geçip, geçmişten günümüze şiddet ve ölümle sonuçlanacak kadar takıntılı hayran olayları da hiç yabancısı olmadığımız olaylar haline geldi, bu da sanatçıları iyice savunmasız hale getiriyor ve tedirgin ediyor.

Hayranlar böyleyken ünlüler altta kalır mı? Bu sosyal medya akımında herkesin düşüncesini özgürce dile getirebildiği mecralarda hayranlar kadar ünlüler de bu furyaya katıldı ve gazetelerde her gün bir ünlünün hayranıyla atışması konulu haberler görmeye başladık. Bazı durumlarda ünlülerin onlara yazılanlara karşı cevap vermeye başlayınca bazı hayranlık duyduğumuz sanatçıların aslında ne kadar boş olduğunu da keşfettiğimize üzüldük ama bu bize sosyal medyanın laneti olsa gerek.


Bir sanatçı demişti ki, sevdiğiniz ünlülerle tanışmayın, hayal kırıklığına uğrarsınız. Şu an sosyal medya, her gün değer verdiğimiz bir ünlünün saçmasapan bir mesajını görüp üzüldüğümüz bir mecra oldu. Ünlüleri artık insani yönleriyle görmek yaramadı kimseye, artık iyice yüz göz olmuşken ünlü-hayran ilişkileri, hayranların bu terbiyesiz pervasızlığına da ünlüler de katıldı. Özellikle siyasi konuların kutuplaştırdığı ve şucu bucu diye ikiye böldüğü bu toplumda, bazı sanatçıların da hayranlarına küfür kıyamet mesajlarla karşılık vermeye başlayınca o ulaşılmaz yıldız-hayran bariyeri tamamen ortadan kalktı.


Sonuçta sosyal medya ünlüler için de bir turnusol kâğıdı gibi oldu. Hayranlarıyla aralarındaki bariyer kalkınca, onların da yaldızlarının altında aslında hepimiz gibi insan olduklarını gördük ve sanatçıların büyüsü ulaşılmazlıkları ortadan kalkarken, hayranlar da o gökteki yıldızlardan bazılarının aslında ışıklandırılmış çakıl taşları olduğunu gördü.


Sonuç olarak toparlarsak, sosyal medya ünlüler dünyasıyla sıradan halk arasındaki bariyeri kaldırırken, sanatçının büyüsü, ağırlığı, gizemi kayboldu ama daha başarı garantili işler yapmalarını sağladı. Hayranlar da sevdikleri sanatçılara bir parmak ucuyla dokunacak kadar yakınlaşırken, ünlü-hayran iletişimini yeni baştan kurdu.


Ben neresindeyim bu meselenin? Yazının başında yazdığım gibi, ünlüler dünyasına hep yakından ilgim vardı. Ben şu an sosyal medyanın ünlülerle iletişim kısmının keyfini yaşıyorum. Sevdiğim sanatçılarla güzel bir iletişim kurabildim ve sosyal medya, amacı doğrultusunda kullanıldığında hep hayal ettiğim sanatçı – hayran etkileşimini yakaladığım bir yer oldu.

Özellikle benim gibi albümleri didik didik kartonetinin her zerresini okuyan bir müzikseverin sevdiği sanatçıyla albümlerini ve gündeme gelmemiş şarkılarını konuşabilip bir de sevdiği sanatçının hayatında bir yer edinebilmesi, benim için sosyal medyanın en büyük güzelliklerinden biri oldu.


Benim amacım hep sevdiğim sanatçılarla bir şekilde iletişim kurup onların bana yaşattığı güzellikleri onlara ifade etmek, minnetimi ifade etmekti. Çünkü insanın beklentilerle yaptığı bir işin birine dokunduğunu bilmesi kadar insana mutluluk veren bir şey yok. Hele bu insanlar sanatçıysa.


Sosyal medya olmadığı yıllarda sanatçıların şarkıları, kıyafetleri, ne yapacakları merak edilirdi ve sanatçının bir ulaşılmazlığı, bir büyüsü olurdu, şimdi ise sanatçılar nerdeyse fanlarının isteklerine göre yapıyorlar ne yapıyorlarsa ve bu da başarı garantili işler getiriyor ama sanatçının da bir büyüsü, merak edilecek bir yanı kalmıyor bu durumda.


Bu aşamadan sonra ise artık geriye dönüş olmaz bu durumdan. Umarım hayranlar da, ünlüler de sosyal medyayı adabıyla, sağduyuyla kullanabilir bir gün demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Bu ünlü-hayran ilişkisinin baştan çizilmesi gerekiyor belli ki. Tabii ki sözüm meclisten dışarı.

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page