top of page
  • Yazarın fotoğrafıProf. Dr. Mahmut Can YAĞMURDUR

DÜNYA NEREYE GİTMEKTEDİR?


Dünyadaki muhtelif güç odaklarının polarizasyonu ve mikro milliyetçilik üzerinden ekonomik sorunları maniple etme gayretleri dinsel anlayışlardaki farklılıklar ile bir araya gelince, dünya her geçen gün biraz daha yaşanılır bir yer olmaktan çıkmaktadır.


Gerek etnik ayrımcılığın körüklenmesi, gerek dinsel farklılıkların ön plana çıkarılması her ikisi de dünya barışını ağır biçimde tehdit etmektedir. Telekomünikasyon ve ulaştırmada gelinen düzey, dünya üzerindeki mesafeleri önemsiz kılarken, bilgi üretiminin ve sermayenin esas kontrolünün kim ve kimlerde olması gerektiğinin önemi ve bu konudaki yarış gittikçe artmaktadır.


Küresel sermayenin kalbinin attığı yerler ve o borsalar ile kimlerin ve hangi ülke oligarklarının yatırımlarının oralarda işlem görmekte olduğunu burada uzun uzun tartışmak malumun ilanıdır ve bir o kadar da anlamsızdır. Zira, Napoleon savaşları sonrası sanayi devrimi ve müteakiben oluşan ideolojiler ile maskeli dünyada azgınlık ve hırs bakımından hiç bir şey değişmediği gibi, ikinci dünya savaşı sonrasında bir de buna nükleer tehdit eklenmiştir.


Ancak burada önemli olan, bugün her türlü dinsel ve etnik kırılmaları derinleştirecek söylemlerin sahiplerinin, otokrasiden nemalandıkları gerçeğidir. Etnik ayırımcılık biyolojik temelleriyle zaten evrimsel gerçeğimiz olup pek tabiidir ki tarihsel sosyal olaylar ile artık öldürmeyi meşrulaştıran bir enstrüman halindedir. Dinsel ayırımcılık ise zaten aynı dinin içerisindeki sayısız farklılıklar göz önüne alındığında iyice vicdansızlaşmış ölümcül hale gelmiştir. Her ikisinin sentezini yaparak insanlığa ümit vaad eden sahtekârlardan masum insanlar zarar gördüklerinin farkında olmayı bırakın, onların ahlaksız pragmatizminin çarkında tükenmiş kölelere dönüşerek kimliksizleştirildiklerinin bilmiyorlar bile. İşte "pax/barış" oluşturma amacı güdüyor gibi gözüken, etnik duyguları okşayan dinsel ve etnik sentezli devamlı "casus belli/savaş sebebi" üreten anlayış ahlaksız pragmatizmden başka bir şey değildir.


Dünyanın neresine giderseniz gidin etnisite ve dinsel fanatizmi körükleyen duygusal mantıksızlık dolu şiddet eylemlerini körükleyen her otokratın muhakkak küresel oligarkın bir parçası olduğunu görürsünüz. Yoktur aslında birbirlerinden farkları. Bu oligarkın, kendi halkları tarafından kült lider haline getirdikleri mensupları, birbiriyle masa altında el sıkışırken, masa üstünde kavga ediyor gözükürler. Bunlar bazen acımasız bir otokrat kimi zaman da demokrat görünümlü menfaatperestler ya da sözde asâlet iddialı monarklar olarak sahneye çıkarlar. Bu kör döğüşünün sonucu artan açlık ve mülteci sorunu olacaktır. Bir çok örnek de vardır. Basit ölçekli kişileri iyi kullanırlar. Örneğin yurt dışında kur farklarından elde ettikleri kazancı kendi ülkelerinde gayrimenkul alarak değerlendirdiklerini zannedenler, ya da siyasetin acımasız çarkına kapılıp, hamaset söylemleriyle ne idüğü belirsiz sanatçı görünümlü küresel çığırtkanlar siyasetçilere yaltaklanarak kendi ülkesi dışında ekmek kazanan yemlenen zavallılardır ve bu ahlaksız pragmatizmin köleleri olmuşlardır.


Evet maalesef artık hiç bir yerde huzur kalmamıştır. Dünya siyaseti bu gibi ağır krizlerden kolay kolay çıkacak gibi de durmuyor. Öte yandan, bugün hala bomboş toprakları ile insanlara yer ve yurt olabilecek geniş Asya stepleri değerlendirilmeyi de beklemektedir.


Tıpta apoptozis denilen programlanmış hücre ölümü


nüfus kontrolü, savaşlar ve doğal felaketler ile kısmen sağlanırken, su başta olmak üzere azalan yaşamsal kaynaklar ve tarımsal üretimin önemi gittikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Programlanmış hücre ölümünden en çok nasibini alacak olan, bilimden uzaklaşmış ve geçmişin duygusal hayallerinde yaşayan ahlaksız pragmatistlere alet olan, geleceğini bugüne satan yığınlardır.


Saygılarımla



Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page